Mavi boyalı bir tahta kapının önüne oturdum. Güneş zeytinlerin arkasından batıyordu. Bir an kendimi çölde yürürken gördüm. Uzakta, günler geceler boyu süren bir yürüyüşün sonunda, beyaz bir kent belirdi. Susuzluktan ölmek üzereydim. Yüksek duvarlarla çevrili, hem çok uzak, hem elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakın bir kent. Bir serap mıydı? Olmayan suda yansıyan yüzün müydü yoksa? Seni unuttum işte. Bakışını, beyazlığını, yüzünü unuttum. Yaşadıklarımızı da. Mavi kapının önünde batan güneşe k ...