Annemden gelen mektuplar giderek kısalıyordu. Kurşunkalemle yazılmış ve ayaküstü karalanmış şeylerdi bunlar. Çok da hüzünlüydüler. "Sevgili küçüğüm," diyordu son mektubunda, "yalvarırım beni düşünme, benim için üzülme. Korkusuz bir adam ol. Bana ihtiyacın olmadığını artık bilmelisin. Artık çocuk değilsin, bir erkeksin. Başkalarının yardımı olmadan da ayakta durabilirsin. Sevgili küçüğüm çabuk evlen. Çünkü yanıbaşında bir kadının varlığına kesin ihtiyaç duyacaksın. Belki de sana yaptığım en büyük ...