Farz et ki bir şehirdeyim, bozuk yolları, yılgın yıllara emanet edilmiş, yerli/eski yabancısıyım.
Korkunç çekememezliklerin neşterinde kanıyordu gülümsemem. Sonra yanıyordu kalbimin
yamacındaki bozkırlar. Sus desem, susmazdın. Ağlıyordun. Ve gözlerin, gözlerin ikimize de
başkaldırmış iki çılgın nehirdi. Bedenine sardığın o ince tüllü gecelerin teni, saçlarının
serinliğinden ürperip titreme krizine tutulmuştu. Gözlerin, ıslak haliyle ışığını damıtıyordu
yıldızlara. Ben, y ...