Hatıraların erişmekte zorlandığı, hayal ile hakikatin iç içe geçtiği bir devr-i kadimde,
Anadolu’nun bağrındaki ıssız bir köyde doğmuş Meryem. Güneş kan kırmızısı bir perde
çekerken ufka, avludaki tahta sedirlerin üzerinde oturup gökyüzünü izler ve sanki başka
diyarlardan haber bekler gibi susarmış köylüler. İşte Meryem, bu derin suskunluğa açmış
gözlerini, cılız ağlayışı evin kerpiç duvarlarında yankılanmamış bile. Bir deli kadınmış
Meryem’i doğuran; adı zamanla yitse d ...