Tam bunları düşünürken Keloğlan içeriye seslendi:
“Hadi yanıma gel Kelkız, bak bakalım şu falda ne var? Yol çıkmış mı yol?” Yine fala
inanma, falsız kalma diyerek fal kapatmıştı. Koşarak mutfaktan çıktım ve ters
dönmüş kahve fincanını çevirip altlığı da elime alarak içindeki kara ve beyaz
resimlere bakmaya başladım. Şekiller hikâyelere dönüşüyordu. Hikâyelerse dile
gelmek üzereydi. Birden Keloğlan’ın sesiyle fincandan koptum.”
Kelkız, Kazakistan Almata’ya giderken h ...