“Hücresindeki yatağına oturur oturmaz, ağırlaşmış göz kapaklarının acısını hissetti. Hiç olmadığı kadar bitkindi ve sanki hücreye ilk defa konulmuş gibi yüreğini yakan tuhaf bir boşluk kuşattı bedenini. Oysa her saniyenin, her dakikanın kendine özgü bir anlamı vardı. Özgürlüğün bağrında yeşeren tüm o düşsel güzellikler, sonu olmayan bir boşlukta kaybolup gitmişlerdi şimdi. Ruhsuz duvarlar, kaskatı kesilmiş bir yatak ve hemen altında çelikten ranzanın ürperten soğukluğu içini burkuyordu. Burada d ...