(...) Ruzihayâl olduğuna yüz bin şahit isteyen en
çirkin ve en iğrenç bir cadı ayağa kalkmış,
ortadaki taş basamağa kadar gelmişti. Boyu ve
gölgesi bir dev heybeti taşıyordu. Orada dikili
durdu. Ağzı taze kana bulanmıştı. Saçları
darmadağındı. Dişleriyse, bir kurdunki gibi sivri
ve keskin bir biçimde parlıyordu. Nihayet
gözleri... Tanrım! Bu gözler, beni aşk ve arzuyla
kendimden geçiren o şahane gözler miydi? Evet,
bu cadının, yahut Ruzihayâl hortlağı ...