Doğa, toprak; ana kucağı gibiydi. Karşılık beklemeden verirdi. Ta ki vurup öldürene, zehirleyip yok edene dek… Aş istemez, su istemezdi. Toprağında besler, büyütür; rüzgârıyla ninni söyler, avuturdu. Koynunda barındırdığı tüm canlıların suyunu yağmuruyla karşılar, yandım diyeni esen serin yeliyle soğutur, dondum diyeni de sıcacık gülümseyen güneşiyle ısıtır, besler, büyütür, korur, kollardı. Ölüsüne de dirisine de sahip çıkar, sarıp sarmalar, onu kendinden bir parça olarak görür, bilir; içine al ...