"Zaman, bin beşyüz oniki`nin Kasım ayı ortasında bir Cuma gecesidir. Sinan`ın dudaklarında tekbirlere karışmış dualar vardı. Özünde kopan fırtınaların sallantıları arasında kendini yargılıyordu.
Sabaha karşı yatağından kalkarak koğuşun demir kafesli küçük penceresine dikildi. Karşıdan gözükürken Ayasofya`nın basık kubbesi Erciyes dağının başı dumanlı tepeleri gibi otutuyordu. Sağda küçük küçük köşklerin dağıldığı saray bahçesinde dolaşan fenerler vardı. Camilerin büyük, sarayların küçük ol ...