Gökyüzü tül gibi bir sisle kaplıydı. Sıcak boğucu bir hava vardı. Dilleri bir karış dışarıda, ağızlarından salyalar akıtarak boyunduruklara asılan öküzlerin sırtlarında söğüt çubukları ıslık çalıyor, engebeli dar yol uzadıkça uzuyordu. Önce tepelerindeki süt beyaz bir bulut güneşin devrilmesini bekliyormuş gibi yükselip batıya doğru süzülerek gözden kayboldu. Sonra da bütün gün bir yavuklu gibi yolu takip eden nehir birden sağa kıvrılarak küçük bir tepenin arkasına dolandı. Bir başına kalmış yol ...