Cam bir fanus içinde hapsolan odanın tavanı saydam tuğlalarla örülüydü. Şeffaf tavanda ki su damlacıkları, saydam birer böcek ordusu gibi birleşip güçlenerek büyüyorlardı. Odanın keskin sirke kokan buharı, havanın baharına karışıyordu.
Bir denizanasını andıran duvarlarda, iç organlarını gösteren ve son nefesini verir gibi hıçkırıp gıcırdayan köstekli saatin, pas tutmuş, altın suyu ile boyanmış çarkları, hala tıkır tıkır işliyordu, bu da demek oluyor ki; fahişe bir yalnızlığın gayri me ...