Uyandığımda yine o lanet dört duvar,
örümcekli yerleri bile ezbere biliyorum
…
Masanın üstünde pis kokan bir kül tablası,
ve birkaç kâğıt
Dalıp gittim uzaklara,
doğduğum, büyüdüğüm yerlere
Ne çare; çook uzaktalar, bir hayal kadar uzak,
çocukluğum kadar uzak!
…
Pencereden dışarıya baktım,
Beyaz, mavi upuzun bir gökyüzü
sonra avlu, sonra beton, sonra çelik,
sonra top oynamak için uyduruk bir file,
güneş tepeye varm ...